Her
insan kendine ölür ve anne yüreğine gömülür... Ama ya anneler?
Annelerin boşluğu çocukların yüreğine sığmaz, büyür, büyür, büyür...
İnsan annesini kaybetmeden güçlüdür. Fırtınalara tutulsa, uçurumlara
dolsa, koşsa yorulsa, el uzatacağı annesinin yüzüdür. Dokundukça
tazelenir, dokundukça kendine gelir... Baktıkça, yeryüzü dinginleşir,
mayası annesindendir.
İnsan
annesini kaybetmeden acıyı bilmez. Annesini kaybeden, köküne balta
yemiş köknara benzer...Cansuyu boşalır gözlerinden, rüzgara teslimdir
bedeni... Akıp gider zaman içinden... Ölmeyi beceremez, çünkü ölmek için
henüz yeterli nedeni yoktur, yaşamayı beceremez, çünkü yaşamak için
güçsüzdür...
İnsan
annesini kaybetmeyi öğrenemez. Donup kalır sesi, yüreğin dilini anneden
başka kimse bilmez. Tir tir titrer dağları, çöl olur yamaçları,
çayırlarında bir ot bitmez. İnsan, annesini kaybetmeyi hiçbir vakit
öğrenemez! Annesini kaybedeceğine yönelik düşleri uçurumlara gömmüştür
çünkü çocukluğunda. Üzerini örmüştür yeryüzü oyuncaklarından. Ürküp
dağlara göçmüştür, ürküp kentlere göçmüştür, uzaklara göçmüştür... Bu
nedenle kuzgunlardan ürker insan. Çünkü kuzgunlar, insanın korkularını
gömdüğünü görmüştür.
İnsan
ölmeyi de ölüme katlanmayı da öğrenmeli elbette.Ne var ki, bunun okulu
yok, kursu yok! İnsan ölümle yüzleşmeli elbette... Kendi ölümünlülüğünü,
annesinin ölümlülüğünü kabul etmeli. Gelin görün ki kabul etmek başka,
ölmeye öğrenmek başka. Ozanın dediği gibi her ölüm erken ölüm, her ölüm
baştan sona acı... İnsan bu salt acıda bilebilir hayatı, annesinin
ölümünde bilibilir: Gelip geçiciliği, mülkü mülkiyeti, değeri
değersizliği, olmayı olmamayı, kavuşmayı ayrılmayı, suyu susuzluğu,
tokluğu açlığı... Kökünden kesilince, yeryüzündeki yerini öğrenir insan.
Sırtını yasladığı annesinin boşluğunda, benlik etmenin garip
çelişkisini öğrenir. Salt hiçliği, salt ölümü, salt kendini, salt hayatı
hisseder... Salt boşluk dolar gözüne, yüreğinde sonsuzluğun derin
sessizliği yankılanır... İnsanın bilinci vurgun yer, çaresiz kalır, hiç
kalır, içine çöker öylece...
Annesini
kaybedenin kendinden başka kimi kalır? Artık bir başınadır. Yeryüzüne
yabancılaşır, yatağına yabancılaşır, sesine yabancılaşır... Dostluğun
tadı bile acılaşır, sevdanın rengi bile matlaşır... Annesi ölenin
yaşamsuyu azalır, teninden, saçından başlar renk vermeye... İnsan
aslında annesi ölünce başlar ölmeye.
Kim
annesini terk edebilir ki hiçliğe? Ama yapacaksa bunu çocuğu
yapmalıdır. Özünü toprağa kendi elleriyle katmalıdır. Buna yükümlüdür,
bunu başarmalıdır. Bunu başarmadıkça, yaşamın gücünü çocuklarına
taşıyamaz, hayat eksik kalır, insan eksik kalır, can eksik kalır.
Kaynak : Tıkla
Kaynak : Tıkla